Manevi Dünyamız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Manevi Dünyamız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2015 Çarşamba

AİLEDE UNUTTUĞUMUZ GÜZEL PRENSİPLER


1- Çok sık eşimizi değil; kendimizi yargılayalım.
Sloganımız: Eşimin yanlışını değil; kendi kusurumu görmeliyim.
2- Çok sık kendi nefsimizi değil; eşimizi affedelim.  Unutmayalım: İnsan mükerremdir. Affedilirse, iyiliği ziyadeleşir, hatasından döner, özür diler. Affedilmezse kötülüğü ziyadeleşir, yüzü yırtılır, kötü huy yerleşir.
3- Eşimizi takbih değil; takdir edelim. Eşimizi kusurlarını gördüğümüzde kınamayalım, ama iyiliğini gördüğümüzde takdir ve teşekkür edelim.
4- Kendi iyiliğimizi küçümseyelim, azımsayalım; eşimizin iyiliğini küçümsemeyelim, azımsamayalım ve hor görmeyelim.
5- Daire-i harimimize selâmsız ve hayır duâsız girmeyelim. Evde eşimiz veya çoluk çocuğumuz olmadığında da meleklere selâm verelim.
6- Daire-i harimimizden çıkarken selâmsız ve hayır duâsız çıkmayalım.

EVDE KABADAYILIK YOK!

7- Ev içinde asla şiddete yer vermeyelim, asla kabalık ve kabadayılık yapmayalım. En az başkalarına gösterdiğimiz güler yüz kadar, eşimize güler yüzlü olalım.
8- Vakarı ve izzet-i nefsi iş yerimizde bırakalım. Evimize adım attığımız andan itibaren eşimize ve çocuklarımıza karşı tevazu ve mahviyet toprağına bürünelim.
9- Husûumet, adavet ve düşmanlık dışarıda kalsın. Eşiğimizden içeriye adım attığımız anda muhabbet, sevgi ve şefkat en temel prensibimiz olsun.
10- Eşimizle ses yükseltme, öfke ve haklılık yarışına girmeyelim. Eşimiz sesini yükselttiğinde kesinlikle sesimizi alçaltalım.
11- Eşimizi düzeltmeye çalışmayalım; onu olduğu gibi kabul edelim. Onu hatalarıyla ve kusurlarıyla sevelim.
12- Sevginin nice açmazları açtığını unutmayalım. Kendimizi sever gibi eşimizi sevelim.
13- İş yerindeki terslikleri evimize taşımayalım. Evimizi günün bütün olumsuzluklarına karşı bir sığınak, bir istirahatgâh, bir dinlenme yeri, bir cennet, kılalım.2
14- Kitabımızda en olumsuz vak’alarda bile umutsuzluğa yer yoktur. Kur’ân “Lâ taknetû min rahmeti’llah” (Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin) buyuruyor. Eşimizle mutlu olamayacağımız gibi bir önyargıya teslim olmayalım, umutsuz olmayalım.


İYİLİK YAPALIM, İYİLİK UMALIM, İYİLİK BULALIM


15- Çıkmazlarımızı, problemlerimizi eşimizle paylaşalım. Eşimize dürüst olalım.
16- Eşimize cömert davranalım, ikram edelim, iltifat edelim. Bunlar sünnettirler.
17- Eşimizi şımartmaktan korkmayalım. Eşimizi şımartmamız günah değildir.
18- Özel olarak eşimize duâ edelim.
19- Eşimizin bedeninden çok ruhunu, hüsn-ü suretinden çok hüsn-ü siretini, alışkanlarından ve huylarından çok güzel ahlâkını sevelim.
20- Eşimize kızdığımızda o gün bir iyilik ve kötülük cetveli tutalım ve eşimizin günlük iyiliklerini ve iyi huylarını bir tarafa, kötülüklerini ve kötü huylarını diğer tarafa tek tek yazalım ve mizan terazisinde tartalım. Adaletli olalım. Eğer eşimizin iyilikleri kötülüklerinden, iyi huyları kötü huylarından sayıca bir fazla ise kızgınlığımızı geri alalım ve eşimizi sevmenin bir Allah ve mahşer hakkı olduğunu kabul edelim.
21- Eşimizin bize Allah’ın emaneti olduğunu, Allah’ın emanetleri hakkında mahşerde hesap bulunduğunu unutmayalım.
22- Başkalarının ve özellikle çocuklarımızın yanında eşimizi küçük düşürmeyelim. Çocuklarımızın yanında tartışmayalım!
23- Eşimize karşı en güçlü yanımız hoşgörümüz, en zayıf yanımız kin ve nefret duygumuz olsun.
24- İnancımızı ve umudumuzu yitirmeyelim.
25- Eşimizden kötülük gördüğümüzde eşimizi değil, kendimizi itham edelim.
26- İyilik yapalım, iyilik umalım, iyilik bulalım. Eşimizden vazgeçmeyelim.
27- Ne maddî, ne manevî, ne dünyevî, ne uhrevî, hiçbir gerekçeyle eşimizi ihmal etmeyelim.


Yazı Süleyman KÖSMENE' nin köşe yazısından alıntılanmıştır. Tam metni okumak için tıklayınız.

3 Eylül 2014 Çarşamba

NAMAZ ÖNCESİ VE SONRASI TESBİHLER

Namazdan sonra yapılması gereken tesbihatlar sürekli aklımı kurcalamıştır. Keza her cemaatin farklı bir namaz tesbihatı var.

Peygamber Efendimiz (SAV)’ in sünnetinde olanlar ise hangileri bunları araştırmakla işe başladım ve en güvendiğim kaynaklardan biri olan İmam Gazali Hazretlerinin eserlerine göz atayım dedim.



Eyyühel Veled- Ey Oğul kitabında İmam Gazali hazretleri 5 vakit namazın ardından mutad olarak aşağıdaki şekilde tesbihlerin yapılmasını tavsiye ediyor:

Abdestten sonra:
3 kere Kadir Suresi okunur.
10 kere salavat getirilir.

Namazdan önce:
 Lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” denir.

Namazdan sonra: 
 3 kere: Estağfirullah el azim ellezi lâ ilahe illâ hüvel hayyel kayyum ve etubü ileyh
 1 kere: Ayetel kürsi 
 33 kere Sübhanallah- 33 kere Elhamdülillah- 33 kere Allahuekber – 1 kere “La ilahe illallahu Vahdehu La Şeriyke Leh Lehül Mülkü ve lehül Hamdü ve Hüve Ala külli şeyin kadir “ denir ve eller açılarak duaya başlanır.

Duadan önce: 
1 kez "Ya Allah ya Allah ya hayyü ya kayyumü ya zelcelali vel ikram, eselüke en tuhyiye kalbi bi nuri marifetike ebeden ya Allah ya Allah" denir. (İmam Gazali hazretleri her zaman dua etmeden önce bu duayı yapmamızı tavsiye etmektedir.)

Duadan sonra:
- 11 kere İhlas-ı şerif,
- 1 ihlas-felak-nas
- 67 Estağfirullah 
- 10 kere (Sübhanallah ve bi-hamdihi sübhanallahilazim) denir.
- Sübhane Rabbike Rabbil İzzeti amma yesifune veselamün alel mürseline velhamdülillahi rabbil alemin ve Fatiha okunur.

Buraya kadar olan kısım her namazın ardından yapılması salık verilen kısım. Birde özel vakitler var. Mesela sabah namazı ve akşam namazı.. Bu namazların ardından Peygamber Efendimiz (SAV)’ in devamlı okuduğu bazı dua ve ayetler var.

Bunlardan en önemli olan birkaçını da derleyerek aşağıda istifadenize sunuyorum:

Sabah ve Akşam Namazından Sonra: 


1- Seyyid'ül İstiğfar Duası: "Allahumme ente Rabbi la ilahe illa ente halekteni ve ena abduke ve ena ala ahdike ve vadike mestatatu , euzu bike min şerri ma sana'tu , ebu'u leke binimetike aleyye ve ebu'u bizenbi feğfir li feinnehu la yeğfiruz'zunube illa ente"

Ey Allahım! Sen benim rabbimsin. Ben ise kulunum. Sen beni yarattın. Ben ise gücüm yettiği kadar senin ahdinde ve va'dinde bulunuyorum. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınıyorum. Benim üzerimdeki nimetlerini ikrar ve itirâf ediyorum ve aynı zamanda nefsimin üzerine günâhımı ikrar ediyorum. Muhakkak ben nefsime zulmettim. Günâhımı itiraf ettim. O hâlde daha önce yaptığım ve gelecekte yapacağım günahlarımı bana bağışla. Çünkü bütün günahları bağışlayacak olan ancak sensin. Senden başka hiç kimsenin buna gücü ve kuvveti yetmez.

2- Bismillâhillezî lâ yedurru me’asmihî şey’ün fil’ardi velâ fi’ssemâi, ve hüves-semi’ul ‘alîm. 3 kere okunur. Okuyan insana hiçbirşey zarar veremez.

3- Haşr suresinin son 3 ( bazı rivayetlerde 4) ayeti:
3 kere " Eûzü billahis-semî’il alîmi mineşşeytânirracîm” dedikten sonra Besmele çekilerek Haşr suresinin son 3 ( bazı rivayetlerde 4) ayeti okunur:

Türkçe yazılış: “Lev enzelnâ hâzel kur’âne alâ cebelin leraeytehu hâşian mütesaddian min haşyetillâh ve tilkel’emsâlü nazribuha linnâsi leallehüm yetefekkerûn!. Huvallahüllezi la ilahe illa hu. Alimul gaybi veşşehadeh hüverrahmanürrahim. Huvallahüllezi la ilahe illa hu. El melikül kuddüsüs selamül mü’minül müheyminül azizül cebbarül mütekebbir. Sübhanallahü amma yüşrikün. Hüvallahül halikul bariul musavviru lehül esmaül Hüsna. Yüsebbihu lehü ma fissemavati vel arz. Ve hüvel azizül hakim” 

Anlamı: “Eğer (ki) biz, bu Kur’ân’ı bir dağ başına inzâl etseydik, şüphesiz ki o dağı Allâh haşyeti yüzünden, boyun kesmiş, param parça olmuş görürdün. İşte bu misâlleri biz, insanlar düşünüp, ne ibret almak lâzım geldiğini anlasınlar diye gösteriyoruz. Ki öyle bir Allâh’dır ki, Tanrı yoktur ancak O vardır. Açıkta olana da, saklı olana da vâkıftır. Rahman’dır, rahimdir (yine) O, öyle bir Allâh’dır ki, Tanrı yoktur O vardır. Cümle yaratıkların mutasarrıfı kudsîyet sahibi, selâmet ihsan eden, iman nurunun kaynağı, gözetip esirgeyen, aziz icabında dilediğini zorla yaptırmaya gücü yeten, lâyıkıyla yegâne kibir sâhibidir. Allâh müşriklerin koştukları ortaklardan münezzehtir. Öyle bir Allâh’dır ki O, yaratacağı her şey’i bir hikmete mebnîdir ve yekdiğerine uygundur.Yarattıklarının hepsini ayrı bir sûretle meydana getirir. En muhteşem isimler O’nundur. Semâlarda ve yerdekilerin hepsi onu tesbih ederler. Her zaman galip olup, her işi hikmetlidir.”

 Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Her kim sabahleyin üç kere “Eûzü billâhis semiy’ıl alîmi mineş şeytânir raciym” dedikten sonra El Haşr sûresi sonundaki üç âyeti okursa, Cenâb-ı Allâh onun için, akşama kadar istiğfar edecek yetmiş bin melek verir. O kimse; o gün ölürse şehid olarak ölür. Kezâ akşam ölürse de böyle gene şehid olur.

4- Euzü bikelimâtillahittammâti min şerri mâ haleka. (3 kere) 

5- Euzü bi-kelimâtillahittâmmeti min şerri külli şeytânin ve hâmmetin ve min şerri külli aynin lâmmetin (3 kere) 
 
Yukarıda belirtilenler çok önemli ve kıymetli ayet ve dualar olup; sabah ve akşam namazından sonra Müslümanlar tarafından çok dikkat edilerek, önemsenerek, ihmal edilmeyerek mutlaka okunmalı ve çocuklarımıza da öğretilmelidir..

13 Haziran 2014 Cuma

CUMA GÜNÜ' NÜN ÖNEMİ VE CUMA GÜNÜ SEVAPLI İBADETLER

Cuma, müminlerin bayramıdır. Cuma günü yapılan ibadetlere iki kat sevap verilir. Bugün işlenen günahlar da iki kat yazılır. Bilhassa Cuma gününü, günahlardan kaçarak ibadetle geçirmeye çalışmalıdır.
Allahü teâlâ, Cuma gününü Müslümanlara mahsus kılmıştır. Cuma suresi sonundaki âyet-i kerimede mealen;
“Ey iman etmekle şereflenen kullarım! Cuma günü, öğle ezanı okunduğu zaman, hutbe dinlemek ve Cuma namazı kılmak için camiye koşunuz. Alış verişi bırakınız! Cuma namazı ve hutbe, size, başka işlerinizden daha faydalıdır. Cuma namazını kıldıktan sonra, camiden çıkar, dünya işlerinizi yapmak için dağılabilirsiniz. Allahü teâlâdan rızk bekleyerek çalışırsınız. Allahü teâlâyı çok hatırlayınız ki, kurtulabilesiniz!” buyuruldu.
Namazdan sonra, isteyen işine gider çalışır. İsteyen camide kalıp, namaz, Kur'an-ı kerim, dua ile meşgul olur. (Riyadun-nasıhin)

Cuma günleri duanın kabul olacağı bir an vardır. Bu an, hutbe ile Cuma namazı içindedir diyenler çoktur. Hutbe dinlerken, dua kalbden olur. Ses çıkarmak caiz değildir. Bu an her şehir için başkadır. Cuma günü, gecesinden daha kıymetlidir. Gecesinde veya gündüzünde Kehf suresini okumak çok sevaptır. (Tefsir-i Mazheri). Ayrıca Cuma günleri Kehf suresini okuyanlar Allah’ ın izniyle bir sonraki Cumaya kadar Deccalin şerrinden emin olurlar..

Cuma günü, ruhlar toplanır ve birbirleri ile tanışırlar. Kabirler ziyaret edilir. Bugün kabir azapları durdurulur. Bazı âlimlere göre, müminin azabı artık başlamaz. Kâfirin Cuma ve Ramazanda yapılmamak üzere, kıyamete kadar sürer. Bugün ve gecesinde ölen müminler kabir azabı görmez. Cehennem, Cuma günü çok sıcak olmaz. Âdem aleyhisselam Cuma günü yaratıldı. Cuma günü, Cennetten çıkarıldı. Cennettekiler, Allahü teâlâyı Cuma günleri göreceklerdir. (Seadet-i Ebediyye)

Günlerin efendisi Cuma,
Ayların efendisi Muharrem,
Ağaçların efendisi Sedir ağacı,
Dağların efendisi Tur-i Sina,
Habeşlilerin efendisi Bilal,
İranlıların efendisi Selman,
Sözlerin efendisi Kuran,
Kuran’ın efendisi Bakara,
Bakara Suresinin efendisi Âyet-el-Kürsi’ dir.


HADİS-İ ŞERİFLERLE CUMA GÜNÜNÜN ÖNEMİ:   
Ø Cuma günü günah işlemeden selametle geçerse, diğer günler de selametle geçer. [İmam-ı Gazali]
Ø Sevaplar içinde Cuma günü ve gecesinde yapılandan daha kıymetlisi, günahlar içinde de Cuma günü ve gecesinde işlenilenden kötüsü yoktur. [Ramüz]
Ø Cumadan faziletli bayram yoktur ve o günkü iki rekat namaz, Cuma günü dışındaki bin rekattan efdaldır. [Deylemi]
Ø Cuma, fakirlerin haccıdır ve müminlerin bayramıdır ve gök ehlinin bayramıdır ve Cennette de bayram günüdür. Günlerin en iyisi, en şereflisi Cumadır. [Ey Oğul İlmihali]
Ø Cuma günü iyiliklerin hazinesidir ve güzel şeylerin menbaıdır. [Ey Oğul İlmihali]
Ø Cuma günü geldiği için sevinen bir mümine, kıyamete kadar her gün, o kadar sevap verilir ki, adedini Allahü teâlâ bilir. [Ey Oğul İlmihali]
Ø Cuma günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk ihsan edilir. [Taberani]
Ø Cuma gecesi Kehf suresi okuyan, Kıyamette, yerden göğe kadar bir nurla aydınlanır. İki Cuma arasında işlediği günahlar da affolur. [Tergib]
Ø Cuma gecesi iki rekat namaz kılıp, her rekatta bir Fatiha, bir Âyet-el Kürsi, 15 İhlas okuyup selam verdikten sonra bana bin salevat okuyan, beni rüyada görür. [Şira]
Ø Cuma günü sabah namazından önce, üç kere Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh okuyanın, kendinin ve anasının ve babasının bütün günahları af olur. [Tergib-üs-salat] (Kul haklarını ve kazaya kalan farzları ödemek ve haramlardan vazgeçmek şarttır.)
Ø Allahü teâlâ, bugünden itibaren kıyamete kadar size Cumayı farz kıldı. Adil veya zalim bir imam, başkan zamanında küçümseyerek veya inkâr ederek Cumayı terk edenin iki yakası bir araya gelmesin! Böyle bir kimse tevbe etmezse, onun namazı, zekatı, haccı, orucu ve hiçbir ibadeti kabul olmaz. [İbni Mace]
Ø Cuma namazı kılmak; köle, kadın, çocuk, hasta hariç, her müslümana farzdır. [Ebu Davud, Hakim]
Ø Bir Müslüman, Cuma günü gusül abdesti alıp, Cuma namazına giderse, bir haftalık günahları af olur ve her adımı için sevap verilir. [Riyadun-nasıhin]
Ø Özürsüz üç Cumayı kılmayanın kalbi mühürlenir, yani iyilik yapamaz olur. [Hakim]
Ø Cuma namazı kılmayanın kalbi mühürlenir, gafil olur. [Müslim]
Ø Cuma namazı yolunda ayakları tozlanana Cehennem ateşi haramdır. [Tirmizi]
Ø Cuma namazından sonra, 7 defa ihlas ve muavvizeteyn (kul euzüler) okuyanı, Allahü teâlâ, bir hafta, kazadan, beladan, kötü işlerden korur. [İbni Sünni]
Ø Cuma günlerinde bir an vardır ki, müminin o anda ettiği dua red olmaz”. Bazıları, bu an, ikindi ile akşam ezanları arasındadır, demiştir. (Riyadun-nasıhin)
Ø Cumartesi günleri Yahudilere, pazar günleri nasaraya verildiği gibi, Cuma günü, Müslümanlara verildi. Bugün, Müslümanlara hayır, bereket, iyilik vardır. [Riyadun-nasıhin]
Ø Musa aleyhisselam dedi ki: Ya Rabbi! Bana cumartesi gününü verdin, Muhammed aleyhisselamın ümmetine hangi günü vereceksin? Onlara Cuma gününü vereceğim, buyuruldu. İlahi! Cuma gününün kıymeti ve sevabı ne kadardır diye sordu. Ey Musa! Cuma günü yapılan bir ibadete, cumartesi günü yapılan yüz bin ibadet sevabı vardır, buyuruldu. Bunun üzerine Musa aleyhisselam, ya Rabbi! Beni Muhammed aleyhisselamın ümmetinden eyle diye dua eyledi.) [Ey Oğul İlmihali]
Ø Kur'an-ı kerimde Cuma gününü bildiren âyet-i kerimeyi getirince, Cebrail aleyhisselam dedi ki, Ya Muhammed (SAV)) Musa aleyhisselamın ümmeti eğer Cuma gününün kıymetini bilselerdi buzağıya tapmaktan, Yahudi olmaktan kurtulurlardı. İsa aleyhisselamın ümmeti de bilselerdi Hıristiyan olmaktan korunurlardı. (Ey Oğul İlmihali)
 
CUMA GÜNÜ YAPILACAKLAR:
Ø  Cumayı perşembeden karşılamalı. Perşembe ikindiden sonra istiğfar etmeli. Kur’an-ı kerim ve Yasin suresini okumalı. Bir hadis-i şerifte, (Cuma  gecesi Yasin suresini okuyanın günahları affedilir) buyurulmaktadır. (İsfehani)
Ø  Cuma gecesi iki rekat namaz kılıp, her rekatta bir Fatiha, bir Ayet-el Kürsi, 15 İhlas okuyup selam verdikten sonra bana bin salevat okuyan, beni rüyada görür.
Ø  Abdullah bin Ömer buyurdu ki: Hâceti olan bir kimse çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri oruç tutsun. Cuma günü temizlenip namaza gitsin. Az veya çok sadaka versin. Namazdan sonra şu duâyı okursa Allahü teâlâ’nın izni ile duâsı kabûl olur :Allahümme innî es’elüke bismike bismillâhirrahmânirrahîm. Ellezî lâ ilâhe illâ hû. Âlimül ğaybi veşşehâdeti hüverrahmânürrahîm. Ve es’elüke bismike bismillâhirrahmânirrahîm. Ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Ellezî meleet azametühüsse-mâvâti vel arde. Ve es’elüke bismike bismillâhirrahmânirrahîm. Ellezî lâ ilâhe illâ hüve ve anet lehül vücûhü ve haşe’at lehül ebsâru ve veciletil kulûbü min haşyetihi en tusalliye alâ Muhammedin ve en tu’tînî hâcetî, diyerek hâcetini söylemelidir.
Ø  Cuma gecesi ehli ile gusletmeli. Peygamber efendimiz, “Cuma günü gusledenin günahları affolur” buyurmaktadır. (Taberani)
Ø  Cuma günü sabah namazından önce, üç kere Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh okuyanın, kendinin ve anasının ve babasının bütün günahları af olur. [Tergib-üs-salat] (Kul haklarını ve kazaya kalan farzları ödemek ve haramlardan vazgeçmek şarttır.)
Ø  Cuma namazı için gusletmek, güzel koku sürünmek, yeni, temiz giyinmek, saç, tırnak kesmek sünnettir. Tırnakları Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldir. (Dürr-ül-muhtar)
Ø  Hadis-i şerifte, “Cuma günü tırnak kesmek şifaya sebeptir” buyuruldu. (Ebuş-şeyh)
Perşembe günü de tırnak kesilebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:  “Ya Ali, tırnak Perşembe günü kesilir. Cuma günü de, koku sür ve yeni elbise giy.” [Deylemi]
“Cumaya perşembe gününden hazırlanın!” [Hatib]
Ø  Her müslüman, Cuma günü yıkanmalı, misvaklanmalı ve güzel koku sürünmelidir. [Buhari]
Ø  Az da olsa sadaka vermeli. Çoluk çocuğunun nafakasını bol vermeli.
Ø  Cuma günü duanın kabul olduğu vakti bulmak için hep ibadet etmeli.
Ø  Ana babanın ve evliyanın kabirlerini ziyaret etmeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:  “Ana-babasının kabrini, Cuma günleri ziyaret edenin günahları affolur. Haklarını ödemiş olur.” [Tirmizi]
Ø  Cuma günü sevinmek, herhangi bir müslümanın Cumasını tebrik etmek iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Cuma günü, kuşlar ve vahşi hayvanlar birbirine "Selamün aleyküm, bugün Cuma günüdür" derler. [Deylemi]
Ø  Cuma namazına erken gitmeli, ilk safta yer almalı. Namaz kılanın önünden geçmemeli. Hatip minbere çıkınca, konuşmamalı.
Ø  Cumâ namazından sonra şu duâyı okumak müstehabdır: Allahümme yâ ganiyyü, yâ hamîdü, yâ mübdiü, yâ mu’îdü, yâ rahîmü, yâ vedûd. Eğninî bihalâlike an harâmike ve bifadlike ammen sivâke (Ey Ganî, Hamîd, Mübdi, Mu’îd, Rahîm, Vedûd olan Allahım. Beni halâl ettiklerinle iktifâ ettir, haramlara düşürme. Fadlınla, ihsân ederek beni Senden başkasına muhtâc etme) demektir. Bu duâya devam edenleri Allahü teâlâ başkalarına muhtâc etmez ve ummadığı yerden rızıklandırır.
Ø  Cuma namazından sonra, 7 defa ihlas ve muavvizeteyn (kul euzüler) okuyanı, Allahü teâlâ, bir hafta, kazadan, belâdan, kötü işlerden korur.
Ø  Cuma günü çok salevat-ı şerife getirmeli. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur.) [Dare Kutni]
Ø  Cuma günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk ihsan edilir. [Taberani]
Ø  Kehf Suresi'ni, cuma gecesi ve gündüzü okumanın çok faziletli olduğuyla ilgili hadisler vardır. Cuma gecesi Kehf suresi okuyan, Kıyamette, yerden göğe kadar bir nurla aydınlanır. İki Cuma arasında işlediği günahlar da affolur.) [Tergib]
Ø  İkindiden sonra, seccade üzerinde elinden geldiği kadar, (ya Allah, ya Rahman, ya Rahim, ya Kavi, ya Kadir) demeli, sonra dua etmelidir.
Ø  Cuma günü hangi vakitte bu dua okunarak duada bulunulursa, maşrıkla mağrib(doğu-batı) arasında her ne şey istenilirse istenilsin,duası kabul olunur :  "La ilahe illa ente ya hannanü ya mennanü ya bedias semavati vel erdı ya zel celali vel ikram."






En sevdiğim hafızlardan Ebubekir Şatıri’ den Kehf Suresi; buyurun:



Ebubekir Şatıri’ den Cuma Suresi; buyurun:


Ebubekir Şatıri’ den DuhanSuresi; buyurun:


RABBİM DUALARIMIZI KABUL, AMELLERİMİZİ MAKBUL EYLESİN İNŞ..
HAYIRLI CUMALAR..


Sünnete göre namaz sonrası tesbihatlar için tıklayınız.

13 Mayıs 2014 Salı

KUR’AN EĞİTİMİ İÇİN BİRKAÇ PEDAGOJİK TAVSİYE- Uzm. Pdg. Adem GÜNEŞ

Yaz aylarının vazgeçilmezlerinden biri de Kur’an eğitimleridir… Kur’an-ı Kerim’i çocukluk döneminde öğrenmek hem “kolay” hem de “kalıcıdır”. Yaş ilerledikçe Kur’an öğrenmek zorlaşır.


Belki de o yüzden olsa gerek eskiden bir çocuk 4 yaş, 4 ay, 4 gününü doldurduğunda Kur’an eğitimi almaya hazır kabul edilirdi.
Mütedeyyin bir insanın en önemli kazanımlarından biri olan Kur’an öğrenmede birtakım temel pedagojik kurallara uyulmazsa bu durum hem eğitici hem de çocuk için can sıkıcı bir bıkkınlığa dönüşebilir. Ve maalesef her yıl birçok çocuk ellerinde aynı “elif ba” ile bir türlü öğrenemediği Kur’an eğitimi için yollara düşmektedir.
Kur’an öğrenmek, okulda matematik öğrenmek gibi değildir. Kur’an eğitimi aynı zamanda bir “yaşam tarzını” edinmeyi de beraberinde getirir. “Müslümanlık nasıl bir şeydir?” sorusunun cevabını bulduğu ilk yerlerden biri Kur’an eğitimi verilen yerlerdir. Din soyut bir kavramdır, onun elle tutulur gözle görülür hali o dini anlatan kişilerdir. Çocuk, hocasını nasıl görüyorsa, dinin de “işte öyle bir şey” olduğuna inanır. Belki bir “matematik öğretmeni” ders işlerken hata yapsa sadece matematik dersini kapsar ama bir Kur’an eğiticisinin yanlış bir tutumu, kişinin yaşamında dönüm noktasını oluşturabilir. Dine karşı önyargısı olan kişilere baktığımızda, bu önyargıların bizzat dinin kendisinden değil, dini temsil eden kişinin yaşam tarzının kendi vicdanı ile uyuşmamasından kaynaklandığını görebiliriz.

O halde, Kur’an eğitiminin ilk aşaması, çocukla hoca arasında “güvenli bir bağ” kurulabilmesidir. Eğiticinin, çocuğa kendisini sevdirebilmesidir. Ancak bu sevgiyi kazanmak, çocuğa aşırı iltifatlar, abartılı sevgi gösterileri, sürpriz hediyelerle değil, yetişkinin çocuğun karşısında “mütebessim bir çehre ile doğal” olabilmesi ile mümkündür…

Çocuk kendini eğiticinin yanında “güvende ve emniyette” hissettiği, kaygılarından arındığı kadar kalıcı bir eğitim olur…
Belki geleneksel şekilde eğitim almış birçok kişi, “Ama baskı ve zorlamalarla da eğitim olabiliyor” yanılgısına düşse de baskı ile oluşan öğrenmeler “geçicidir”. Baskı kalktığında öğrenme de unutkanlığa dönüşür. Kalıcı öğrenmenin bir başka önemli unsuru “eğitimde yavaşlık” ilkesidir. Eğer, “Başarılı bir eğiticinin en önemli özelliği nedir?” diye sorulacak olsa hiç tereddüt etmeden “eğiticinin yavaşlığı”dır, diyebiliriz. Hızlı bir eğitici, çocuğun algı gücünü düşürür. “Dikkat dağınıklığına” ve “öğrenme güçlüğüne” sebep olur. Hızlı hızlı konuşan, hızlı hızlı hareket eden bir eğitici, çocuk için eziyettir.

Eğitim “sükûnet” ile başlar, “sekine” ile devam ederse kalıcı olur…
Eğitimi kolaylaştıran unsurlardan bir diğeri de “konsantrasyon”dur. Birçok Kur’an kursunda çocuklar “toplu olarak” bir araya geliyor ve bir çocuğun eğitilmesi sırasında diğerleri hazırlık yapmaya teşvik ediliyor. Hâlbuki böylesi bir durum kenarda bekleyen çocukların konsantrasyonunun yitirilmesine neden olur, çocuklar kendi aralarında konuşup gülüşürlerken biraz sonra alacakları dersin atmosferinden uzaklaşırlar. Buna göre eğitici, çocukları topluca bir araya getirmek yerine, her bir çocuk için 40’ar dakika ayrı ayrı randevular oluşturmalıdır. Bir çocuğun eğitimi bittikten sonra, randevu saati gelen bir diğer çocuğun eğitimi başlamalıdır. Unutmamalı ki Kur’an bireysel bir eğitimdir, geliştirilmesi grup halinde olsa da öğrenilmesi bireysel olmalıdır.
Eğer çocuğun kendine has bir yeteneği yoksa 3-4 yaş grubu çocuklara Kur’an harflerini okutmaya çalışmak doğru olmaz. Bu yaş grubundaki çocukların Kur’an öğrenmesi “okuyarak” değil, “dinleyerek” olursa daha rahat bir öğrenme gerçekleşir. Zira 3-4 yaş dönemindeki çocuklar “dil”e karşı oldukça duyarlı oldukları için, doğal bir ortamda okunan Kur’an’ı “pasif bir dinleyici” olarak rahatlıkla öğrenebilir, ezberleyebilirler.

5-6 yaşındaki çocuklarda ise öğrenme “okuyarak” değil, “yazarak” gerçekleşirse daha kolay ve kalıcı olur. Çocuk, Kur’an harflerinin şekillerini önce bir “kum sandığına”, ardından da bir “yazı tahtasına”, daha sonra da bir “kâğıt” üzerine “çizerek” aşama aşama çalışırsa, ne çocuk ne de eğitici çok fazla zorlanır. 

Ergen çocukların Kur’an’a karşı ilgisi, güzel Kur’an okuyan kendi yaşıtları ile tanışmasıyla daha da artar. Ergenler, ergenlerden daha kolay öğrenir. Kur’an bilen gençler, Kur’an öğrenmek isteyen gençler ile eşleştirildiğinde hem gençler arasında kalıcı dostluklar oluşur hem de Kur’an eğiticisi öğrencilerini birbirleri vasıtası ile takip ederek daha yaygın bir öğrenme ağı oluşturur.

Uzman Pedagog Adem Güneş

Bu Devirde Anne Olmak Zor!

İnsanların imtihanları çeşit çeşit.. Birde insanlar en çok neye önem veriyorsa onunla imtihan oluyorlar... Tabi böyle bir durumda bir annenin en çok sevdiği şey çocukları olduğuna göre, çocuk büyütmenin zorluğu da, bunun en büyük imtihanlardan biri olduğu da ayrı bir anlam kazanıyor. Gerçekten çocuk büyütmek çok zor bir imtihan. Boşuna cennet annelerin ayakları altında değil yani! Bu imtihanın pek çok ayağı var mesela.. Hele de bu devirde! Eskiden büyükler çocuklara ayrı bir hürmet edermiş. Bayramlarda çocuklar için bayram keseleri, harçlıklar, hediyeler, ayrı bir hazırlık yapılırmış. Çocuklarla şakalaşılır, onlarında hali hatrı sorulur, büyük insan gibi belki daha da fazla değer verilirmiş.. Nasreddin Hoca fıkralarında bile çocukların Hocaya yaptığı şakalar (hocanın terliklerini almak istemeleri, sarığı ile top oynamaları gibi) eskiden çocukların bu hallerinin nasıl da kabul edildiğini, nasıl da doğal karşılandığını gösteriyor.. Geçmişte yaramaz (!) olan bu çocukların ne kadar rahat olduklarını, çocukluklarını nasıl da deli dolu yaşadıklarını gözler önüne seriyor. Tabi çocuklar bu denli rahat olunca, annelerinin de ne kadar rahat olduğunu tahmin etmek zor değil.. Çünkü anneye "senin oğlun ne kadar da yaramaz, ne terbiyesiz bir çocuk, yada bu çocuğu bir psikoloğa götür" diyen yok. Çocuk çocukluğunu yaşıyor, anne bunun psikolojik rahatlığını... Oysa günümüzde durum bundan ne kadar da farklı! Çocukluğunu zaten yaşayamayan çocuklar, en ufak bir patırtı gürültü yapsa, ne zaman çocukça davransa çevreden hemen bir tepki geliyor. Bir tepki, iki tepki derken çocuğun hareketliliğinin artmasıyla birlikte annenin gerginliği de artıyor.. Çocuğun çocukça davranışları çevreden kabul görmedikçe, anne belki normalde gülüp geçeceği şeylere tahammülsüzlük içinde çok sert tepkiler veriyor.. Önce ses yükseltmeler, sonra bağırmalar, sonra, sonra.. Verilen tepkilerin düzeyi sürekli artıyor.. İşte günümüzde böyle bir toplum baskısı içinde çocuklar çocukluklarını yaşayamazken, anneler olarak bizler de anneliğinin tadını yaşayamıyoruz.. "Annelik Sanatı" kitabını okuyanlar bilirler. İyi bir anne olmak için çevresel faktörlerden bahsedilir ve puanlar verilir. Anneye sağlanan eş desteği, annanne, babaanne gibi yakın çevrenin desteği pozitif bir anne olmanın düzeyini doğru orantılı artırır. Günümüzde ise eşler ve yakın çevre bırakın işimizi kolaylaştırmak yerine, en çok stres kaynağı olarak çıkıyor karşımıza.. Ne zaman akrabalarımıza gitsek, hatta bazı arkadaşlarımıza; çocuklarımıza tahammül edilmiyor. Sevinçle gittiğimiz gezmelerden, çocuklarımızı kırarak, birçoğumuz hırpalayarak, stres topu şeklinde dönüyoruz.. Üstümüzdeki psikolojik baskı mahvediyor bizleri. Evde ise eşler çocuklara kızsa; yapma desen bir türlü, "hep sen şımartıyorsun" oluyorsun, çocuklar şımarsa bu sefer sen acaba mı diyorsun!! Bu devirde çocuk olmak kadar anne olmak ta zor vesselam...

7 Kasım 2012 Çarşamba

AYETEL KÜRSİ ve " ÇOK ÖZEL FORMÜLÜ "

* ÖNEMLİDİR: Sadece -ÇOK ÖNEMLİ- olan işlerle ilgili olarak, niyet edilerek, Allah'tan dilekte bulunmak ve istemek için uygulanır.

1.ci gün : 50 kere
2.ci gün : 170
kere
3.cü gün : 220 kere
4.cü gün : 313 kere
5.ci gün : 50 kere
6.cı gün : 170 kere
7 ci gün : 313 defa Ayet-el Kürsi okunur.

- Gece 11 den sonra sabah 5 e kadar olan zaman içinde okunmalıdır.

- Mutlaka inanarak okunmalıdır. Çok ama çok tesirlidir. Çok defa denenmiştir.

*** OKUNMA SAYILARI: Ayet-el Kürsi bir sayı sınırlaması olmadan istenildiği kadar okunabilir. Ancak alimler 7 günlük özel formülü uygulamak için belirtilen sırada ve belirtilen sayıda okunmasını belirtmişlerdir.

---------------------------------------------------------------

AYET-EL KÜRSİ

Bismillahirrahmanirrahim

Allahü la ilahe illa hüvel hayyül kayyum
* la te'huzühu sinetüv vela nevm
* lehu ma fis semavati ve ma fil ard
* men zellezı yeşfeu ındehu illa bi iznih
* ya'lemü ma beyne eydıhim ve ma halfehüm
* ve la yühıytune bi şey'im min ılmihı illa bi ma şa'
* vesia kürsiyyühüs semavati vel ard
* ve la yeudühu hıfzuhüma
* ve hüvel alıyyül azıym

MEALİ

 
Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla...
...
Allah'tan başka ilah yok.
Hayy'dır O, sürekli diridir; Kayyûm'dur O, kudretin kaynağıdır.
Ne gaflet yaklaşır O'na ne kendinden geçme ne de uyku.
Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O'nundur.
O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim şefaat edebilir !
O, insanların önden gönderdiklerinide bilir, arkada bıraktıklarını da
İnsanlar O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında,
hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar.
O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır.
Göklerin ve yerin korunması O'na hiç de zor gelmez.
Aliyy'dir O, yüceliği sınırsızdır; Azim'dir O, büyüklüğü sınırsızdır.

- Herhangi bir dileğin gerçekleşmesi için Ayet-el Kûrsi 313 kere okunduğunda, dünya ve Ahiret hakkındaki o istek ALLAH'ın C.C. izniyle hasıl olur . ( Tam 313 kere okunmalı, eksik, fazla okunmamalıdır. Sayının önemi büyüktür )


AYETEL KÜRSİ' NİN ÖNEMİ

- Peygamber Efendimiz'in(SAV) Ayet-el Kûrsi'de bulunan "Yâ Hayyu - Yâ Kayyumu"   "Hayy ve Kayyum olan ALLAH'ım Senin Rahmetinle yardım istiyorum" buyurarak (üzüntü ve keder anında) ettiği duadır.

- Ayet-el Kûrsi'de bulunan Esma-i İlahiye hiçbir Ayet-i Kerimede yoktur. Çünkü bu Ayet-i Kerime'de, bazısı açık, bazısı gizli olmak üzere onyedi yerde ALLAH'u Teâlâ'nın İsmi geçmektedir.

- Yatmadan önce okuyana ALLAH'u Teâlâ tarafından bir koruma verilir, sabaha kadar hiçbir şeytan yaklaşamaz.

- Yâ RasulULLAH (SAV) Kur'ân-ı Kerimin hangi Sûresi (derece bakımından) daha büyüktür? Diye soran Sahabe'ye(RA), "İhlâs Sûresi" buyurdu.

- O Sahabe(RA) "Kur'ân-ı Kerimde hangi Ayet (Fazilet bakımından) daha üstündür." diye sorunca, Peygamber Efendimiz(SAV) "Ayet-el Kûrsi'dir" buyurdu. (Darimi)

- Ayet-el Kürsi; Kur'ân-ı Kerim'in Seyyidi ve en büyüğüdür.

- Ayet-el Kûrsi, Kur'ân-ı Kerimin dörtte biridir.

- Efendimiz(SAV) buyurdu ki; "İlim sana olsun ey Eba Münzir, Canım Kabza-i Kudretinde olan ALLAH'a C.C. yemin ederim ki, muhakkak Ayet-el Kûrsi'nin bir dili ve ikide dudağı vardır ki, Arş'ın direğinin yanında Melik-i (Müteâl olan ALLAH'u Teâlâ Hazretlerini) takdis eder(O'na Tazimde bulunur.)" (Ebû Dâvud, Ahmed İbni Hambel)

- Efendimiz(SAV) buyurdu ki; "Her kim, her farz namazın arkasından Ayet-el Kûrsi'yi okursa, Cennete girmekten onu ancak ölüm men eder.Her kim onu yatacağı zaman okursa, ALLAH'u Teâlâ ona kendi evi, komşusunun evi ve etraftaki evler hakkında güvence verir." (Beyhâki)

- Efendimiz(SAV) buyurdu ki; "Bakara Sûresinde bir Ayet vardır ki Kur'ân Ayetlerinin Efendisidir. Şeytan olan herhangi bir evde okunursa (şeytan) o evden çıkar. (O Ayet) Ayet-el Kûrsi'dir." (Beyhâki)

- Efendimiz(SAV) buyurdu ki; "Her kim farz namazın arkasında Ayet-el Kûrsi'yi okursa, diğer namaza kadar ALLAH'ın C.C. zimmetinde olur." (Heysemi)

- Efendimiz(SAV) buyurdu ki; "Her kim Ayet-el Kûrsi'yi ve Bakara Sûresinin sonunu (Amener Rasulu ) sıkıntılı anında okursa ALLAH C.C. ona yardım eder" (Suyuti, Dürrül Mensûr)

- Efendimiz(SAV) Sûre-i Bakaranın sonunu(Amener Rasûlü) ve Ayet-el Kûrsi'yi okuduğu zaman gülerdi ve "Onlar Arş'ın altındaki, Rahman'ın (Teâlâ) hazinesindendir." buyururdu. (Suyuti)

- Seleme İbni Kays(RA) "ALLAH'u Teâlâ, ne Tevratta, ne İncil'de, nede Zebur'da Ayet'el Kûrsi'den daha büyük bir Ayet indirmedi." (Suyuti)

- Devamlı okunursa unutkanlığı giderdiğini Hz Ali (K.V.) buyurmuştur.

- Evden çıkarken, eve gelince okuyan her işinde muvaffak olur ve hayırlı işleri başarır.Yemeğe okunursa yemek bereketlenir.


6 Kasım 2012 Salı

Anne ve Cennet

Efendimiz Sallallahü Aleyhi Vessellem buyurmuştur ki:

'' Kadın, hamileliğin de, doğum yapıncaya , bebeği sütten kesilinceye kadar, Allah yolunda hudutlar da nöbet bekleyen mücahit gibidir ( daima öylece sevap alır durur). Eğer bunlar arasında ölüverirse ona şehit mükâfatı ve ecri vardır. ''

'' Kadın hamile iken, bu onun için gündüz oruçlu, gece namazlı , rabbine gönülden teslim olmuş , mücahit
bir kimsenin ecir ve mükâfatı gibi mânen kazanç sağlayan bir durum hâsıl eder.''

'' Doğum ağrısı tuttuğunda, hiç bir mahluk onun ne kadar çok ecir ve mükâfat kazandığını hakkıyla idrak edemez. ''

'' Çocuk doğunca bebeğin sütü her soruşun da veya her süt vermede anasına, bir can ihya etmişcesine sevap gelir.''

''Çocuk büyüyüp sütten kesilme zamanı gelince, vazifeli melek her iki omuzuna vurarak der ki :

'' Hiç günahın kalmadı, pak oldun. Haydi hayata günahsız olarak yeniden başla

Kabir Azabından Uzak Kalmanın Yolu

Bugün rastgeldiğim bir yazıyı paylaşmak istedim:

"Kabir Azabından Uzak Kalmanın Yolu:

Kabir azabından uzak kalmak isteyen kimse şu dört şeye sarılmalı ve şu dört şeyden kaçınmalıdır. Sarılacağı dört şey şunlardır:

Aralıksız olarak beş vakit namaz kılmak.
Sık sık sadaka vermek.
Bol bol Kur'an okumak.
Çokça zikretmek.


- İşte bu dört şey insanın kabrini aydınlatır ve geniş olmasını sağlar.

Kaçınacağı dört şeyde şunlardır:

Yalancılık.
Emanete hıyanet etmek.
Koğuculuk ve dedikodu.
Üzerine sidik buşlaştırmak.


Buna göre her müslüman için gerekli olan şey, kabir azabından Allah'a sığınmak ve kabre girmeden önce salih ameller işleyerek orası için hazırlanmaktır. İnsan kabre girdikten sonra bir tek iyi amel işlemek için geri dönmesine izin verilmesini ister, fakat bu arzusu yerine getirilmez. O zaman pişmanlığa gömülür.

O halde aklı başında olan kimse ölülerin durumunu düşünmelidir. Ölüler iki rekat namaz kılmak için veya tevhid kelimesini getirmek için veyahut bir tek kere Allah-u Zülcelal'i zikretmek için izin isterler, fakat kendilerine izin verilmez. O zamanda günlerini gaflet içinde harcıyorlar diye yaşayanlara hayret ederler.

Onun için Yahya bin Muaz şöyle demiştir: “ Ey Ademoğlu! Rabbin seni selamet ve esenlik yurdu olan cennete davet etmiştir. Sen dünyada iken bu davete icabet edersen o yurda girersin fakat kabre konulduktan sonra, icabet etmiş olmayı temenni edersen iş işten geçmiş olur.”

Salihlerden bir zat ise şöyle anlatmıştır: “ Allah yolundaki bir dostumu öldükten sonra rüyada gördüm. Hal hatır sorunca ben; “Elhamdülillah” dedim. Ölmüş dostum; “Şimdi ben senin söylediğin bu sözü dünyada diyebilmek için bütün dünyayı verirdim.” dedi.”

Bütün bunlardan anlaşıldığına göre, her mü'min dünyada iken günlerini gaflet içinde geçirmemeli zamanını boşa zayi etmemelidir. Her anından sorumlu olduğunu, kıyamet gününde her anını nerede ve nasıl geçirdiğinden sorulacağını unutmamalıdır.

Dünyada geçirdiğimizi bu günler hepimiz için bir sermayedir. Sermaye elimizde olduğu müddet kazanç elde etmeye muktediriz. Onun için salih amellere sarılmalı ve günahlardan kaçınmalıyız. Kıyamet günü bize fayda verecek ancak budur. Şunu iyi bilelim ki o gün pişman olmanın hiçbir faydası yoktur.

Unutmayalım! insanın dünyada yaşadığı hayatın her anının hesabını vereceği o büyük gün mutlaka gelecektir. Kabir bizim için kıyamete kadar bekleyeceğimiz bir duraktır. O gün Allah'a ve karşılaşacakları bu güne inanmış olanların kabri cennet bahçelerinden bir bahçe, inkar edenlerin kabri ise ise cehennem çukurlarından bir çukur olacaktır.

Ayet-i kerimede:

“ Beni zikredin, bende sizi zikredeyim.” (Bakara; 152)

buyurulmuştur. Bizim O'nu zikretmemiz, dünyadayken O'nun emirlerine itaat edip, Salih amelleri işleyip günahlardan kaçınmamızdır. O'nun bizi zikretmesi ise, bu zor yerlerde imdadımıza gelmesi ve bizlere yardım etmesidir.

O halde akıllı bir insan gibi nefsine sor; kabrinin cennet bahçelerinden bir bahçe olmasını mı, yoksa cehennem çukurlarından bir çukur olmasını mı ister? Tabi ki nefis güzel olanı, cennet bahçesini ister.

O zaman anlatılanları sadece okumakla kalma, kalp gözüyle görerek yaşa ve o gün için salih amel işleyerek hazırlık yap. Çünkü her şeyin üzerinde insanın en büyük kazancı kuşkusuz Allah'ın rızasıdır .

23 Ekim 2012 Salı

İmam Gazali Hz.' den Kurban Bayramı

İmam Gazali' nin Ey Oğul (Eyyühel Veled) adlı eserinden:
 
"Zilhiccenin onuncu günü Kurban bayramı günüdür. Her kim, o gün bayram nemâzından gelip kurbanını boğazlayıncaya kadar birşey yimeyip, kurbanının böbreklerini yirse ve iki rek'at nemâz kılsa, o kimsenin kurbanının kanı yere düşmeden, kendi günâhı ve ana-babasının günâhları, ehl-ü ıyâl, evlâd ve akrabâlarının günâhları sevâba çevrilir.

Kurban, Zilhicce ayının onuncu günü bayram nemâzından sonra başlayıp, onikinci günü güneş batıncaya kadar devâm eden üç gün ve aralarındaki iki gecede kesilen deve, sığır, koyun veyâ keçidir. Yukarıda bildirilen üç günden önce veyâ sonra kesilen hayvân kurban olmaz. Bir deveyi veyâ sığırı yedi kişiye kadar birkaç kimse ortaklaşa kesebilir. Kadın da, kendi kurbanını ve vekîl olarak başkasının kurbanını kesebilir. Kurbanı bayramdan önce satın almak câizdir. Satın alırken, (Bayram için veyâ yapdığım adak için kurban satın almağa) niyyet etmesi lâzımdır. Bu iki niyyetden hangisini niyyet ederse,o kurban kesilmiş olur. Satın alınan kurbanı diri olarak veyâ satın almayıp, parasını fakîrlere, yardım kurumlarına vermek câiz değildir. Böyle veren, kurban kesmiş olmaz. Sadaka vermiş olur. Bu sadakanın sevâbı, onu kurban kesmemek azâbından kurtaramaz.

Her kim kurbanından, havâyıc-i asliyyeden ma'adâ nisâb mikdârı malı olmayan ve nemâzlarını kılan fukarâya verirse, kıyâmet günü verdiğinin çok fazlasiyle ikrâm ve ihsân edilecekdir.

Her kim Zilhicce-i şerîfin son günü ve Muharremin birinci günü oruc tutarsa, o senenin temâmını oruc tutmuş gibi fazîlete mazhar olur. Her kim, Zilhiccenin on günü içinde fukarâya yardım etse, Peygamberlere "aleyhimüssalevâtü vetteslîmât" ta'zîm etmiş olur. Bu on gün içinde, her kim bir hasta ziyâret eylese, Hak teâlâ hazretlerinin dostları olan kulların hâtırını sormuş ve ziyâret eylemiş gibi olur. Bu on gün içinde yapılan her ibâdet, sâir günlerde edâ edilen ibâdetlerden çok dahâ üstün ve pek fazla sevâba vesîle olur.

Bu on gün içinde din ilmi meclisinde bulunan kimse, Peygamberler "aleyhimüssalevâtü vetteslîmât" toplantısında bulunmuş gibi olur. [Din ilmini öğrenmek kadın, erkek herkese farzdır. Çocuklarına öğretmek, birinci vazîfedir.]



Kurban bayramı gecesinde cima etme." 

Arefe günü yapılacaklar için tıklayınız.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...